Siyaset

İslâm Hükümlerinin Uygulanmasında Sürekliliğin Zarureti

Hz. Resul-i Ekrem'in -sav- devlet kurmasını gerektiren islam hükümlerinin icra ve uygulanma zaruretinin sadece o hazretin –sav-dönemine mahsus olmadığı, hz. Resulullah'tan -sav- sonra da bu hükümlerin ve icrasının süreğenliğini koruyacağı apaçık ortadadır. Ayet-i şerifede de buyurulmuş olduğu üzere islam ahkâmı belli bir zaman ve mekanla sınırlı olmayıp ebediyen kalıcı ve ‘uygulanması gerekli’dir İslam saadece hz. Resul-ü Ekrem -sav- dönemi için gelmiş değildir ki o hazretten sonra terkedilebilinsin ve islamın ceza kanunları olan hadler ve kısas artık uygulanmasın veya malum çeşitli vergiler alınmasın, ya da islam ümmeti ve islam beldesini savunma aslı terkedilsin... ‘islam kanunlarının gereğinde pekalâ terkedilebileceği’ veya ‘islam hükümleri belli zaman ve mekanlara mahsustur’ şeklindeki görüş, islamın vazgeçilmez itikâdî yapısına tamamen aykırıdır. O halde islam hükümlerinin hz. Resul'den -sav- sonra da ve ebediyete kadar uygulanması zaruri olduğuna göre devlet kurulması, yürütme ve yönetim kurumunun oluşturulması da zaruri olmaktadır. Bireylerin bütün çalışma ve faaliyetlerini ‘âhkâmın uygulanması’ vesilesiyle adilâne bir sistem ve yapı üzerinde oturtacak bir devlet, yürütme gücü ve yönetim mekanizmasının oluşturulmaması halinde kargaşa ve anarşi doğar; sosyal, itikâdî ve ahlâkî bozulmalar başgösterir. O halde anarşi, kargaşa ve başıbozukluğun vuku bulmaması ve toplumda fesad ve bozulmanın başgöstermemesi için devlet kurmaktan ve toplumdaki bütün işleri ve vukuatları kontrol ve disipline sokmaktan başka çare yoktur. Demek ki şeriat ve akıl kurallarının da apaçık ortaya koyduğu üzere; hz. Resul-ü Ekrem -sav- ve Emir'el Mü'minin Ali bin Ebutalib - s- zamanında gerekli ve zaruri olan şey; yani devlet, yönetim, idare ve yürütme mekanizması; onlardan sonra da ve bu cümleden olmak üzere bizim çağımızda da gerekli ve zaruridir.

Meselenin açıklığa kavuşması için şu soruyu soruyorum: Gaybet-i Suğra'dan 1000 yılı aşkın bir süre geçtiği ve belki de maslahat gereği hazretin zuhuru pekalâ yüzbin yıl sonra da vuku bulmayabileceğine göre bu uzun süre boyunca islam hükümleri yerde kalmalı, uygulanmamalı ve herkes canı ne isterse yapabilmeli midir? Anarşi ve kargaşa mı egemen olmalıdır? Beyan, tebliğ, yayma ve uygulama safhasına konulması yolunda hz. Resulullah'ın -sav- 23 yıl durup dinlenmeksizin zahmet ve cefalar çektiği kanunlar sadece belli ve sınırlı bir zaman dilimi için miydi? Yani Allah Tealâ kendi göndermiş olduğu hükümlerinin uygulanmasını 200 yılla mı sınırlamıştır? Gaybet-i Suğra' dan sonra islam herşeyini bırakmış -bütün hüküm ve inançlarından- vaz mı geçmiştir?!

Böyle bir fikre inanmak veya bunu dile getirmek, islamın iptal olduğuna inanmak veya bunu söylemekten çok daha beterdir. Hiçkimse bugün artık islam beldesinin toprak bütünlüğünü koruma ve müdafaanın artık lüzumu kalmadığını veya vergi ve cizye, haraç, hums, ve zekatın alınmasının günümüzde artık gerekli olmadığını, islam veza kanunlarının; diyet ve kısasın artık iptal edilmesi lazımgeldiğini söyleyemez! Herkim, islam devleti kurulmasının zaruri olmadığını söleyecek olursa islam hükümlerinin uygulamaya konulması gerektiğini inkar etmiş; din-i mübin-i islamın ölümsüzlüğünü ve hükümlerinin ebediyen bütünlüğünü münkir olmuş olur.

Emir'el Mü'minin Hz. Ali Bin Ebu Talib'in -s- Siyeri

Hz. Resul-ü Ekrem'in -sav- nhletinden sonra hiçbir müslüman devletin gerekliliğinden tereddüde kapılmadı. Hiçkimse kalkıp da ‘bize devlet lazım değil artık’ demedi. Kimseden böyle bir şey duyulmuş değildir. Devlet kurulması gerektiği hususunda herkes müttefikti. İhtilaf, sadece bunu kimin üstleneceği ve kimin devlet başkanı olacağındaydı. Binaenaleyh hz. Resul-ü Ekrem'den -sav- sonra halifeler döneminde de, hz. Emir -s- döneminde de devlet kuruldu. Devlet örgütü vardı, idare ve icra -yürütme- yerine getirilmedeydi.

İslam Kanunlarının Nitelik ve Niceliği

İslam devleti kurulmasının zaruri olduğunu gösteren bir diğer delil de islam kanunlarının, yani şeriat hükümlerinin nitelik ve niceliğidir. Bu kanun ve hükümlerin nitelik ve niceliğine dikkat edilecek olursa bir devlet kurulması ve toplumun siyasî, iktisâdî ve kültürel yönetim ve idaresini gerçekleştirme gayesiyle bilirlenmiş oldukları görülür.

Evvela şeriat kanunları bütün ve külli bir toplum düzenini oluşturmaya tamamen elverişli -gerekli- her nevi -her boyutta- kanun ve kuralları taşıyıcı özelliğe sahiptir. İslamın bu hukuki nizamında, insanoğlunun ihtiyaç duyacağı herşey vardır: Konu-komşuyla, evlatla, akraba ve kendi halkı ve hemşerisiyle sosyal ilişki ve muaşeret ve karı-koca hayatıyla özel münasebetlerden tutun da savaş ve barış kuralları, milletlerarası ilişkiler, ceza kanunları ticaret, sanayi ve ziraate varıncaya kadar... Nikah öncesi için, hatta bebek ana rahmine düşmeden öncesi için bile kanunu vardır islamın; nikahın nasıl kıyılması, nasıl gerçekleşmesi gerektiğini belirtir; o sırada veya bebek ana rahmie düşmeden önce insanın ne yemesi gerektiğini, bebeğin süt çağında anne-babanın ne gibi vazifelerle yükümlü olduğunu, bebeğin nasıl eğitilmesi gerektiğini, kadınla erkeğin yekdiğerine ve çocuklarına karşıdavranış ve tutumlarının nasıl olması gerektiğini ... vb. gibi -insan hayatının- bütün merhaleleri için islamın kanun ve kuralları vardır ki ‘insan’ yetiştirebilsin, tam ve mükemmel bir insan; canlı kanuna dönüşmüş, kanunun timsali haline gelmiş, kendiliğinden kanunun gönüllü uygulayıcısı kesilmiş bir ‘insan’!... Kendisini olumsuzluklardan arıtmış mükemmel ve faziletli bir insan modeli yetişmesi için gerekli ortam ve şartları hazırlayabilecek bir devlet sistemiyle siyasî ve iktisâdî toplum ilişkilerine islamın ne denli önem verdiği ortadadır. Kur'an-ı Mecid ve sünnet-i Resulullah -sav-; insanoğlunun kemal ve saadeti için ihtiyaç duyduğu bütün kanun ve hükümleri içermektedir. Kâfi'de `insanların bütün ihtiyaçlan kitap ve sünnette beyan edilmiş, bildirilmiştir" başlıklı bir bölüm vardır. Burada geçen kitap, yani Kur'an ‘herşeyi bildiren’dir, herşeyi belirtmiş, bütün herşeyi açıklığa kavuşturmuştur. Masum imam -rivayette de geçtiği üzere- `halkın ihtiyacı olan herşeyin kitap ve sünnette belirtildiğine -ve çözüm yollarının gösterildiğine- yemin etmektedir ki bunda hiç şüphe yoktur.

İkincisi; şeriat hükümlerinin nitelik ve niceliğine dikkat ettiğimizde bunların uygulanması ve bunlara uygun amel edilebilmesi için devlet kurulmasının zaruri olduğunun; büyük ve kapsamlı bir yönetim ve yürütme örgütü oluşturulmaksızın Allah'ın emir ve hükümlerini uygulama vazifesini yerine getirmenin mümkün olmayacağını görürüz.

Biz burada örnek olarak bazı konulara değinmekle yetiniyoruz, isteyenler diğer konulara da başvurarak incelemede bulunabilir.

Doğu Esintileri Dergisi web sitesinden derginin bütün sayılarına ulaşabilirsiniz.